Beren Saat’in müzik yolculuğuyla ilgili hayli “magazinsel” bir gündem yaşadık geçtiğimiz haftalarda. Bu konuyla ilgili bir şeyler desem mi yoksa ben de sadece bu konunun popülerliğinden trafik devşiren bir insan imajı mı çizerim böyle yaparsam diye düşünüp duruyorum iki haftadır ancak en sonunda birkaç şey yazmazsam rahat edemeyeceğimi anladım, trafik de popülerliğini kaybetmiştir, artık yazabilirim, merak edenler buyursun okusun.
Öncelikle bir insanın oyuncu olması müzik yapmasından neden ayrı olarak değerlendirilemiyor bunu gerçekten anlamış değilim. “Oyuncuysan oyunculuğunu yap kardeşim” tarzı sayısız anlamsız yoruma şahit oldum, bu yorumu yapanlarından bir tanesi de durup “acaba ben kimim de başkasının hayatına, isteklerine, zevklerine karışma hakkı buluyorum kendimde” diye sormuyor, enteresan. Toplumsal kötü özelliklerimizin en başında gelen “her konuda bir şey demeliyim”, daha doğrusu her konuda “ahkam kesmeliyim” özgüvenimiz iyice inanılmaz boyutlara ulaşmadı mı sizce de? Tamam, Beren Saat hali hazırda topluma mâl olmuş bir ünlü olması ve çok göz önünde bulunması sebebiyle hepimizde bir “kendisi hakkında istediğim gibi konuşabilirim” yanılgısı yaratıyor ama yine de çok daha basit bir formülle daha huzurlu yaşayabiliriz diye düşünüyorum: “Bana söylenmesini istemediğim, benim duymak istemediğim bir şeyi başkası için söylememeliyim.”
Peki bir kişinin X, Y, Z konusunda iyi veya ünlü olması bu kişinin hayatı boyunca başka bir alanda bir şeyler denemesine neden engel oluyor? İş hayatında da kişisel hayatlarımızda da bu “konfor alanının terk et, farklı şeyler dene, istediğinin peşinden git” propagandasına bunca maruz kalmaya “tamam” demiş bir çağda yaşarken bunu deneyen Beren Saat olunca neden herkes bir şahlandı ve saldırıya geçti bunu da anlamıyorum. Bu vesileyle algı yönetiminin önemini bir kez daha düşündüm. Bir işe ilk yapılan yorumlar ve o yorumların kimlerce yapıldığı %95 oranında o işin özünden ziyade nasıl algılanacağını şekillendiriyor, yani Beren Saat şayet ağzıyla kuş da tutmuş olsa, berbat bir işe de imza atsa, bu konuyu gündeme getiren ve ilk sözü söyleyen ilk gruptaki insanlar işin ve yorumlarının iyiliği kötülüğünden bağımsız olarak kalanların neler söyleyebileceğini belirlemiş hatta onlara kendi istikametlerince bir alan açmış oluyor.
Bir kadının eşinin mesleğiyle ve daha da saçması desteğiyle vurulması başlı başına ayrı bir utanç konusu ancak mansplaining yapmamak adına buradaki utancımı bu şekilde kısacık tutuyorum, bu konuda benden çok daha güzel yazanlar veya söyleyecek sözü olanlar olmuştur, olacaktır da.
Gelelim şarkının müzikal kısmına, ben bu eseri ilk dinlediğimde ve klibini izlediğimde aklımda canlanan şey Türkiye’yi hedeflemekten ziyade Beren Saat’in yurt dışındaki takipçilerini hedefleyen ve bu hedef doğrultusunda da titizlikle çalışılmış bir iş üretildiğini fark etmek oldu. Sanıyorum ki işin yapımcılığını da üstlenen Kenan Doğulu da bu minvalde bir açıklama yaptı. Haliyle biz dünya müziğinde kimleri dinliyor kimleri takip ediyoruz da bu işe “olmamış” diyoruz onu da anlamakta zorlanıyorum. Dünyanın her yerinde popülerleşen ve geniş kitlelere ulaşan güncel müziklerde üç aşağı beş yukarı insanları bir şekilde etkilemeyi başaran “influencer”laşmış yıldızlar görüyoruz. Beren Saat zaten yıllardır yaptığı iş sebebiyle böyle bir etki alanına sahip. Haliyle gitmek istediği yola çok uygun bir iş ortaya çıkarttığını düşünüyorum, alt yapısı, müziği, dansları ve görselliğiyle. Hatta sözlerinin ortalama vasat popüler müzikler camiasına biraz fazla eleştirel ve anlamlı kaldığını bile söyleyebilirim. Bu sebeple bu olmamış diyebilen arkadaşlara şunu sormak istiyorum, sen kimleri dinliyorsun, dinlediğin şarkıların sözleri neyi anlatıyor, müzikleri nasıl üretiliyor, nasıl pazarlanıp sana ulaşıyor, nasıl senden “abiii çok iyi” tepkisi alıyor da bu üretim “olmamış” dedirtiyor.
Yani daha çok şey diyesim yazasım var da hiçbiri tam olarak neden bir insana veya bir şarkıya bunu hak etmemesine rağmen bu kadar yükleniliyor sorusunu benim açımdan yanıtlamıyor. Sizin buna mantık çerçevesinde bir yorumunuz varsa buyurun sizi dinleyeyim, yoksa da bence bir insanın istediği alanda gücünü enerjisini buraya yönelterek yaptığı bir üretime bu kadar saldırmayıverin. 2026’nın ilk yazısı böyle değişik bir isyan yazısı oldu ama diliyorum bu yıl insanların diyecek güzel şeyleri daha çok paylaştığı, içinden geçen her saçma görüşü de ortaya sermeye daha çok çekindiği bir yıl olur.






Sorry, the comment form is closed at this time.