Dokuzuncu Akra Caz Festivali’ni geride bırkatık, Akra Caz 2026 uzun yıllar sonra çocukların da görece büyümesi sayesinde konserlerinin büyük kısmına katılabildiğim ilk festivaldi. Bu şahane festival hakkında bir şeyler yazmayı hem kendi hislerimi unutmamak, hem de müziğe ilgi duyan insanlara etkinlik hakkında bir fikir vermek açısından kıymetli buluyorum.
Hikayeyi biraz baştan alayım isterim. 2017’de eşimin işiyle ilgili bir fırsat çıkması sebebiyle ikimizin de memleketi olan Antalya’ya geri dönmüştük ve İstanbul’daki düzenli konser alışkanlığımızı burada da sürdürmek için karşımıza çıkan tüm fırsatları değerlendiriyorduk. İlk yıl gittiğimiz bir çok konser, denediğimiz farklı mekanlar, maruz kaldığımız türlü kötü ses sistemleri, birbirinden dandik organizasyonlar, aşırı kötü işletme yaklaşımları, çalışan şiddetleri, dinleyici hödüklükleri sonucunda Merve ile artık konser izleyecek yaşlarımızın sonuna geldiğimizi düşünmüş ihtayaç duydukça Antalya dışındaki konserleri takip ederiz gibi bir sonuca varmıştık. Derken ilk Akra Caz o yıl duyurulmuş ve ikimiz de haydi son bir kez de Akra’ya şans verelim demiştik ve kelimenin tam anlamıyla bizi her yönüyle büyüleyen bir festivalin doğuşuna tanıklık etmiştik. Konuyla ilgili görüşlerime şuradan ulaşabilirsiniz: 1. Akra Caz Festivali Veya Başka Bir Deyişle Şehirde Caz Var

Festivalin açılışını 5 Haziran günü sevgili Kenan Doğulu İhtimaller Projesi ile gerçekleştirdi. 2016 çıkışlı bu albümü zaten çok severdim ancak sahnede canlı olarak Kenan Doğulu’nun güzel şarkılarının bu versiyonlarını ülkemizin en iyi caz müzisyenlerinden dinlemek apayrı bir keyifti. Kenan Doğulu zaten ekibi Caz Milli Takımı diye yüceltti ki eksiği olup fazlası olmayan bir tanım. Konserin bir diğer güzel haberi ise Doğulu’nun ikinci İhtimaller albümünü de Abbey Road Stüdyoları’nda kaydetmeye başlamasıydı. Umarım adamı rahat bırakırlar da bir an önce daha çok Kenan Doğulu şarkısını cazlaştırılmış halleriyle dinleyebiliriz. Neredeyse üç saate yakın sahnede kalan Doğulu hem star ışığıyla hem müzikalitesiyle tüm dinleyenleri her zamanki gibi büyüleyip acvunun içine almayı başardı.
İkinci konser ise 6 Haziran’daki Igor Butman, Sergey Mazayev ve Moskova Caz Orkestrası konseriydi. Igor ve orkestra önceden de bu festival aracılığıyla birden çok kez Antalya’ya gelmiş, buradaki Türk ve Rus seyirciyle diyalaogları hali hazırda çok iyi olan bir ekipti. Hem böyle big bandvari bir ekipten klasik caz formatında eserler dinlemeyi çok özlemişim, hem Igor’un, Sergey’in ve orkestradaki tüm müzisyenlerin bireysel olarak performansa etkileri capcanlıydı. Özellikle Rusça seslendirdikleri eserlerdeki Antalyamızın yerlileri Rusların coşkusunu görmek ve paylaşmak ayrıca keyifliydi. Bu konserden da tabiri caizse ağzımız kulaklarımızda ve iyi müzik bataryamızı hayli şarj etmiş olarak çıktık.
10 Haziran’daki Dianne Reeves konseri bu festivalin kaçırdığım iki konserinden biriydi. Bu geceye Merve babasıyla katıldı ve kendisinden aldığım bilgilere göre her zamanki gibi keyifli bir konser izlemişler. Koskoca Dianne Reeves zaten, ya ne olacaktı?

12 Haziran gecesi şehirce en çok beklediğimiz konser olan Joss Stone konseri vardı. Müzik, müzisyenler, sahnedeki enerji her şey muhteşemdi. Joss Stone’un starlığını tarif edecek kelime bulmakta zorlanıyorum ama özetle kadın o gece oradaki herkesi kendine aşık etti desem abartıyor olmam sanırım. Samimiyeti, çiçek çocuk mutluluğu, seyirciyle kurduğu iletişimi, insanların arasında mikrofonsuzca şarkılar söyleyişi, Mr. Puşt Man performansı, özetle her şeyiyle bizleri kendine hayran bıraktı. Konserin ardından hemen Instagram’dan da kendisini takibe aldık, çok komik bir insan, size de tavsiye ederim paylaşımlarını.
13 Haziran ise benim şahsen en beklediğim konser olan Kenny Garrett’ın gecesiydi. Yaşayan ve aramızda yürümeye devam eden bir caz efsanesini sahnede dibimizde izlemek büyük bir keyifti. Kenny bu festivalin bugüne kadar ağırladığı en caz isimlerden biriydi ve kesinlikle en ağır topların başını çekiyordu. Neden efsane olduğunu da şu şekilde kanıtladı bence, gerçekten kelimenin tam anlamıyla caz müzik yaparken, bu zor ve talepkar müzikte dinleyicileri müthiş bir şekilde avcunun içine almayı başardı. Tahminimce dinleyiciler arasında müzisyen oranının en yüksek olduğu gece buydu, yine de kalabalık çoğu noktada Kenny’nin bizden beklediği satırları taklit etmekte zorlandı. Ama bir şekilde c’mon, let’s go, shake it up falan diye diye hepimizi peşinden sürükledi usta. Kendisini “bu gözler neler gördü, kimleri işitti” klasörümde ömrmün sonuna dek saklamaya devam edeceğim.

17 Haziran gecesi ise Merve’nin etkinlik duyurulduğundan beri heyecanla beklediği Richard Bona & Alfredo Rodriguez Trio konseri vardı. Sahnede insanı hiçbir zaman üzmeyen, dertli kimselerin tüm derdini süpürüp alacak bossa nova ve latin melodileri ve ritimleri vardı, seyirciler olarak ise hem müziğimizi keyifle dinledik, hem hafif hafif dansımızı ettik. Yine gerek Richard, gerek Alfredo seyirciyle iletişimi çok üst düzey kurabilen müzisyenlerdi. Bizi güzel müziğe doyurmakla kalmadılar, sempatik tavırlarıyla yüzümüzü de güldürdüler. Bis yapınca bize bir ninni söyleyip “artık salın ben de uyuyayım” hissi vermeleri de ayrı tatlıydı. Bu arada evde bekleyen çocuklarımız sağ olsun 251 Social Club’ta konserlerin ardındna devam eden Jam Session’lara bu geceye dek katılamamıştık ancak bu akşam konserin görece beklediğimizden kısa sürmesi sonucu oraya da bir ayak üstü uğradık, hem kısa da olsa sahnedeki Cenk Erdoğan’ın yönettiği performansa şahit olduk, hem de çok sevgili Çağıl Kaya, Tamer Temel ve Turgay Demiryürek gibi müzisyen arkadaşlara denk geldik.
18 Haziran gecesi festivalin en saygı duyduğum ve merak ettiğim akşamıydı çünkü Akra Genç Caz adı altında ülkemizin ve dünya caz sahnesinin geleceğini oluşturacak genç cazcı dostlarımızı sahnede dinledik bu güzel etkinlikte. Üç ayrı büyük ekolden grup vardı sahnede: Boğaziçi, ODTÜ, Berkeley. Benim açımdan en kıymetli noktalardan biri bu ekipleri diğer günlere herhangi bir “ana” grubun “altına” yerleştirilmemiş olması ve kendilerine hak ettikleri değerin eşit bir düzlemde verilmiş olması. Afişteki fotoğraflardan, kullanılan aynı büyüklükteki puntolardan bile bu nezaketi görebiliyorsunuz. İlk grup Mojo 5’ın seslendirdikleri eserleri hayli itidalli bir şekilde çalmaları çok hoşuma gitti, malum o yaşlardaki müzisyenlerden gençliğin de verdiği yetkiyle daha egosentrik şovlara kaymasını beklerken bu arkadaşlar egolarına değil müzik tanrılarına hizmet etmeyi seçtiler, elleri dert görmesin. İkinci ekip olan Leviers’in iste bestelerini çok keyif alarak dinledim, şarkılarındaki progressive öğeler, gitarın sırtlandığı rol, yine tıpkı ilk grup gibi herkesin ne yaptığının hayli farkında olması beni hem keyiflendirdi hem de şaşırttı. Son olarak sahne alan Su Trio ve ona eşlik eden müzisyenler ise çıtayı biraz uzaya taşıdı. Su, adını bu festivalin tanıtımlarında duyduğum Berkeley’de müzik okuyan genç bir insan ancak 21 yaşından asla beklenmeyecek seviyedeki icracılığı, solistliği, eserlerinin yanı sıra samimiyeti, sevimliliği, sahnede gerçekten de eğlenmesiyle herkesin takibe aldığı bir isim oldu sanırım. 25 olmadan Grammy(ler) alsa kimse şaşırmaz, ne büyük başarı, ne dev bir potansiyel, ne büyük şans biz oradakilere de Su Trio’nun ilk resmi Türkiye konserine şahit olmak.

19-20 Haziran gecelerinde ise Fazıl Say yine festivalin klasikleşen kapanış konserleri icrası görevini üstlendi. Sahnede kendisine Aslıhan And Say, Seda Kırankaya ve Aykut Köselerli eşlik etti. Ben ise aynı saatlerde evde çocuklara eşlik ettiğim için bu konsere yine Merve babasıyla birlikte katıldı. Hem Merve’den duyduklarımdan hem de okuduğum yorumlardan beklenildiği üzere çok kaliteli bir kapanış gecesi yaşandığını görüyorum.
Bir caz festivalini daha böylece geride bıraktık 9. Akra Caz Festivali müzikal bataryalarımızı bir yıl daha yetecek kadar doldurdu. Müzisyenler ve performanslar dışında da tekrar altını çizmek istediğim birkaç noktaya değinerek yazımı tamamlayayım. Konserin yapıldığı yer yani Akra Otel’in bahçesi, Bey Dağları manzarasıyla Antalya Körfezi’ne falezlerin üstünden bakan bir konumda, dünyada kaç festivalin böyle bir manzarası vardır bilmiyorum. Ses sistemi, ışık, sahne, ekipmanlar, çalışan ekibin profesyonelliğini tekrar tekrar takdir etmek lazım, her şey olması gerektiği gibi, festival görevlileri ve otel çalışanları ise tabii ki olması gerektiğinden çok çok daha başarılı. Bu noktada herhangi bir müzik festivalinde değil de çok iyi bir otelde ağırlandığız hissini asla kaybetmiyorsunuz. Festival konserleri dışında bu 2-3 haftalık süreçte günün farklı saatlerine dağıtılan atölye çalışmaları, konuşmalar, masterclass’lar, jam session’lar bütününü düşündüğümüzde sadece konser verelim gidelimden ziyade şehri caza doyurmak gibi çok daha idealist bir açıdan her şeyin kurgulandığını görüyoruz. Önümüzdeki yıl festivalin onuncu yılı, yani artık tüm dünyada kendini ıspatlamış ve gelenekselleşmiş bir festivalimiz var diyebileceğiz (zaten diyorduk da) hatta şimdiden gelecek festivalin açılış konserinin tarihi ve isimleri duyuruldu, hani öyle bir profesyonellik ile karşı karşıyayız, bu kadar önden gitmek Türiye için çok fazla iken Antalya için daha da fazla.
Tüm bu güzellikler için ve ısrarla bu ideali oluşturup koruyup geliştirip gelenekselleştirdiği için Akra Caz’ın müzik direktörü Kadir Dursun’a ve onunla beraber bu yolda yürüyen herkese hem bir Antalyalı olarak, hem de bir müziksever olarak sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız.






Sorry, the comment form is closed at this time.